3 Kasım 2012 Cumartesi

TÜRKİYE TERÖR BELASINDAN NASIL KURTULUR?

    Türkiye 1984-2012 yılları arasında terör belasına 30.000-40.000 insanını verdi. can kayıplarının yanında terörün ekonomik anlamda  ülkeyi son 30 yılda ekonomik anlamda 500 milyar dolar ile 1 trilyon dolar arası zarara soktuğu tahmin edilmektedir. ayrıca terör belasının türkiyenin dış politika'da yumuşak karnı olduğu bilinmektedir.
      Terörün birçok nedeni vardır. terör içten bakıldığında bir kitlenin hak elde etme uğraşı olabileceği gibi dışardan bakıldığında bir ülkeyi düşmanları tarafından boyunduruk geçirme zayıf düşürme eylemi olarakta görülebilir.
      1990 dönem öncesi soğuk savaşın etkisiyle dünya terör örgütü salgınına uğramış ve bu örgütler elde etmek istedikleri amaçları kanlı bir şekilde almak için uğraş vermişlerdir. bunlarının başını ira ve eta gibi avrupalı örgütler çekmekteydi. 1990 soğuk savaş sonrası demirperdenin yıkılması ve kitle iletişim araçlarının gelişimiyle terör örgütleri büyük çözülmelere uğradı . kanlı eylemleri kamuoyunda büyük tepki oluşturduğu için silinip gittiler. şu anda dünya üstünde 2 önemli örgüt kaldı: PKK VE FARC. sri lanka daki  tamil kaplanları srilanka hükümetinin düzenlediği kanlı bir operasyonla ortadan kaldırldı.
       Pekala pkk ve farc neden ortadan kalkmamıştır. bunun nedeni bu iki örgütünün misyonlarında gizlidir: uyşturucu. dünyanın iki önemli uyuşturucusunu söyleyin desem ne söyleyeceğinizi duyar gibiyim: eroin ve kokain. eroin daha çok afganistan ,pakistan dolaylarında sıkça yetişen afyondan elde edilir. afganistandan getirilen afyon iran üzerinden türkiyeye getirilelerek burda eroin haline getirilir. eroini % 99 saf halinde ancak türkiyede  işleyebilmektedir. burda işlenen eroin dünyaya dağılır. bu olayın çoğu pkk'nın kontrolündedir.
yine kokain ise güney amerika ve kuzey amerikanın güneyinde yetiştirilen koka bitkisinden elde edilir. burda farc ve meksikadaki uyuşturucu kartelleri devreye girer. farc kolombiyanın üçte ' te birine hakimdir. kokain burda işlenir ve meksikadaki uyuşturucu kartelleri sayesinde amerika'ya sokulur.
http://www.zaman.com.tr/newsDetail_getNewsById.action?haberno=1264677
      dünyada üretilen eroinin 5000 ton ve önemli kısmının afganistanda yetiştirildiği düşünüldüğünde türkiyede 2011 rakamlarına göre eroinin gramının fiyatı 52 liradır. avrupada ise eronin gramı 40-50 euro arasındadır. bu rakamlar toplanıldığında ne kadar korkunç rakamlar elde edildiği gözlemlenmektedir. işte bu pazarı pkk kontrol etmektedir. işlem şu şekildedir: afganistandan getirilen afyon,, türkiye'de van,kocaeli,istanbul,tekirdağ gibi yerlerde eroine dönüştürülerek amsterdam'a gönderilmekte burdan avrupa ve dünya pazarına dağıtılmaktadır. kartellerin başında pkk ve kürt mafyalar vardır. bu konuya illuminatinin en büyük gücü: uyuşturucu adlı yazımda değineceğim.
     peki dünyadaki genel uyuşturucu trafiğini kim kontrol etmektedir: illuminati(rothschıld). rothschıldlerin afyon piyasasıyla tanışmaları afyon savaşları ile olmuştur. ingiltereyi çine karşı savaş açmaya zorlamışlar ve galip gelerek uyuşturucu pazarının önemli bir kısminı ellerine geçirmişlerdir. işte olayın eroin tarafını pkk ile kontrol etmektedir.
     pkk'nın ikinci görevi arzu mevud'u(büyük israil devletinin kurulması) sağlamaktır. neden pkk veya kürtler. yahudiler veya israil ortadoğu'da yalnızdır. özellikle ortadoğunun gerçek sahibi olan milletler tarafından dışlanmaktadırlar. arzu mevudu gerçekleştirmek bir ortağa ihtiyaç duymaktadırlar. kürtler. neden kürtler sorusuna şöyle cevap verilebilir: kürtler israilin hedefindeki 4 ülkenin toprağına dağılmış durumdadır ve halihazırda bir devletleri yoktur. bu devletlere karşı kullanılacak yegane millettir. bunun için bir devlet hayalinin vadedilmesi yeterlidir. ikincisi kuzey ırakta kürt gibi görünen yahudi bir topluluk vardır. bu topluluğun önemli bir bölümü israile göç etmiş isede bir kısmı burada ikamet etmektedir. bu ailelerden birisi de kuzeyde etkin olan barzani ailesidir. bu aile kullanılarak kürtlere devlet hayali bahşedilmiş ve kademe kademe gerçekleştirilmektedirler.
http://halitsari.blogspot.com/2012/04/turkiye-nereye-bir-siyonist-ve.html
yukardaki yazımızda yazdığımız gibi oded yinon adlı israilli stratejist tarafından 1982 yılında kaleme alınan plana göre ırak 3 'e bölünecek(şii,sünni ve kürt bölgesi), daha sonra kuzey afrikadaki müslüman devletler isyanlarla etkisiz hale getirilecek(arap baharı) daha sonra suriye 5 'e bölünecek(sünni,kürt,nusayri,dürzi ve şam tampon bölgesi olmaküzere), ortada kama gibi kürt devleti kurulacak bunun için iran ve türkiye parçalanacak.( bu planın 1982 de yapıldığını hatırlatırım) onun için 1984 'te pkk kuruldu. 1990 da amerika ıraka girdi. ırak 3 parçaya bölündü. iranı'ı istikrarsızlaştırmak için pjak kuruldu. şimdi de suriye istikrarsızlaştırılarak kürt bölgesi özerkleştirilecek ve kürdistan hayaline daha doğrusu arzı mevuda bir adım daha atılmış olunuyor.
     pkk'nın üçüncü görevi ise enerji nakil hatlarıyla alakalıdır. dünyanın en önemli nakil hatları türkiyeden geçmekte veya geçmesi planlanmaktadır. ilerde kurulacak olası bir kürt devletiyle enerji nakil hatlarını tek elde toplamak ve mevcut nakil hatlarına sabotajlar düzenleyerek petrol fiyatlarının yukarıya fırlayıp illuminatiye katkı sağlamak pkk'nın önemli görevlerinden birisidir.
      pkk'nın diğer önemli görevlerinden biriside bulunduğu bölgeyi istikrarsızlaştırmaktır. nedenide yukarda rusya  aşağıda iran ile boğduğu avrupalılara asya pazarına girmelerini engellemek, çin ve japonya gibi ülkelerinde avrupa pazarına girmelerini engellemek için bulunduğu bölgeyi istikrarsızlaştırmaktadırlar. yukarda rusya güneyde iran tarafından kapatılan yolların tek açık kapısı türkiyenin doğusudur.  terör faaliyetleriyle bu bölgeyide istikrarsızlaştırdığınızda açık kapı kalmamaktadır.
      pkk'nın diğer önemli bir görevi türkiyenin dış politikasında yumuşak bir karın oluşturmak. masaya oturduğunda  tavizler koparabilmektedir.
      pkk'nın en önemli görevlerinden biriside bölgede istikrarsızlık sağlayarak çevre ülkeleri ve türkiyeyi silahlanmaya zorlamak ve iiluminatinin önemli yönlerinden birisi olan silah ticaretine katkı sağlamak.

     pkk'nın neden kurulduğunu özetlemeye çalıştık. pekala türkiye bu pkk belasından nasıl kurtulur. türkiye pkk ile mücadele  ederek  ve savaşarak pkk'nın kökünü kazıyamaz. türkiyenin karşısındaki rakip illuminatidir. türkiyenin şu anki konumuyla illuminati ile başetmesi imkansızdır. illuminati istediği gibi türkiye ile oynamaktadır.( şu ana kada illuminati nedir. ben öyle şey bilmiyorum diyenlere diğer yazılarımızı okumalarını tavsiye ediyorum.)
       türkiye illuminatiyi masaya oturmaya zorlamalıdır. bir düşman gibi değilde bir dost gibi. dünyada,ortadoğuda,enerjide silah ticaretinde tek alternatifin türkiye olduğunu vurgulayan bir zorlama olmalıdır bu. bu zorlama şansları 1990 da 1, ırak işgali, 2, cisi 2003'te 2, ırak işgali sırasında bu şansın geldiğini ama heba edildiğini gördük. türkiye enerji,uyuşturucu,siah ticaretive oratdoğu denklemleriyle illuminatiyi buna zorlayabilir.
        şimdi bunlara örnekler vermek istiyorum: birincisi srilankada tamil kaplanları adlı terör örgütünün yok edilmesi olayına değinirsek: srilanka da iki halk vardır. %74 sinhaliler , %18 tamiller oluşturmaktadır. tamiller sinhalilerden ayrılmak istemiş sinhaliler bunu kabul etmeyince aralarında kanlı bir boğuşma başlamıştır. 1976 da kurulan tamil kaplanlarının ülkede kanlı ve vahşi bir tarihi vardır. 2009 a gelindiğnde tamil kaplanları kanlı bir hareketle liderleriyle birlikte yokedildiler. 30-35 yıldır bir türlü başedilemeyen örgüt birdenbire nasıl yok edilmişti. zaten örgütü kuran illuminatiydi. soğuk savaş zamanında hint denizindeki trafiği kontrol edbilmek ve o bölgeyi istikrarsızlaştırarak çin,rusya,endonezya gibi ülkelerin ticaretlerini baltalamak için istikrarsızlaştırma çok önemliydi. sri lankada türkiye gibi stratejik noktadır. 2005 yılından itibaren ise sinhaliler illuminati ile anlaştılar ve 2009 yılında operasyona son noktayı koydular. bunu yaparkende ingiliz,avustralya gibi ülkelerden yoğun istihbarat ve silah desteği aldılar.bunda en önemli nokta illuminatinin çini ele geçirip bütün endüstrisini çine taşımasıydı. artık yolların güvenli hale gelmesi gerekiyordu. ayrıca olası iran hareketinde oranın güvenli olması önemliydi. esas nokta ise afganistanda güvenlik sağlandıktan sonra pakitan üzerinden orta asya petrol ve gazları abd ve çine taşınacaktı. bunun için bölgenin güvenli hale getirilmesi gerekliydi. bundan en kazançlı sinhalliler çıktı. illuminatiyle masaya oturarak tamil kaplanlarından kurtuldular.
      ikinci örnek ise rusya ve çeçenistan olayıdır. 1990 yılında sovyetler yıkılınca çeçenistan bağımsızlığını ilan etti. fakat rusya bunu kabul etmedi ve cevher dudayev öncülüğündeki çeçen direnişçilerine tam gaz saldırdı. çeçen direnişininin rusyadaki yayılımından korkan rusya illuminati ile anlaşmaya gitti. amerika rusyaya cevher dudayevin olduğu kordinatları kendi elleriyle verdi. ve cevher dudayev şehit edildi.
      türkiye terör belasını stratejik önemini kullanarak illuminatiyi pazarlığa zorlayarak yapabilir. şimdi aklıevveller düşmanla ittifak kurulabilir mi diye soracaklardır. savaş hiledir ; türkiye ve islam dünyası düşman karşısında güçsüzdür. ilahi kaynaklar deccalin kuvvetlerinin bize sonunda kaybedeceğini söylemektedir. bizim görevimiz insanlar bilinçlenene kadar düşmanı oyalamak olmalıdır. artık kitle iletişim araçları sayesinde binlerce insan durum karşısında bilinçlenmekte  ve planları bozulmaktadır.planlarını yapmak için acele etmekte ve daha fazla insanların nefretlerini kazanmaktadırlar. unutulmamalıdır ki zamanı geldiğinde doğru tarafta olabilmektir marifet.

                                                                                                                    HALİT SARI


         


23 Eylül 2012 Pazar

İLLUMİNATİNİN TACI ROTHSCHILD HANEDANI: TARİHSEL GELİŞİMİ-



Eşkenaz denilen kuzey Avrupa Yahudilerindendir. Ailenin ortaya çıkışı almanya’dır.  Soylarının hazar Yahudilerine kadar uzandığı iddia edilmiştir. Roth schıld almanca kırmızı kalkan anlamına gelmektedir. Ailenin de simgesini oluşturmaktadır. Aile alman prenslerinin paralarını yöneterek servet edinmişti. Fakat aileyi dünya gündemine taşıyacak kişi mayer amschel rothschıld idi. Çok zeki bir insan adam amschel rothschıld ailesinin dünyanın 1 numaralı zengin ailesi olmasının  temellerini attı. Bunlardan ilki 5 oğlunu avrupanın merkezlerine göndererek ilk ululararası şirketin kurucusu oldu. Bu sayede hem kuvvet ve kudretini arttırmış oldu. Yerel sıkıntılardan şirketin daha az etkilenmesini sağladı. İletişimin zor olduğu o dönem koşullarında önemli merkezlerdeki temsilcilikler vasıtasıyla herkesten önce haberdar oldu ve planlarını ona göre yaptı. Amschel ölmeden önce aile servetinin bölünmemesi için 4 kural belirledi. Bu kurallar halen geçerlidir. Bu kurallara uymayan aile üyeleri mirastan mahrum bırakılırlar ve dışlanırlar. Bu 4 kural şöyledir:
1-) büyük oğlun en büyük oğlu servetin ve ailenin lideri olacaktır.
2-) kuzenler arası evlilik. Aile servetinin dışarı çıkmaması için ön koşuldur.
3-) aile servetinin gizli tutulması ve bölünmemesi. Onun için aile serveti 500 zengin listesinde asla göremezsiniz.
4-) aile içi ortaklıklar kurulmuş ve bu ortaklıklar M.A. Rothschıld and sons  çatısı altında toplanmış ve londra’dadır. Halen bu merkez faal haldedir.
Bunun yanı sıra  rothschıldlerin başarılarının ve servetlerinin büyümesindeki koşullar şunlardır: devletlere borç para verip kendilerine bağımlı hale getirmeleri, merkez bankaları ve para basma yetkilerini ele geçirip ülkeleri tahakküm altına almaları, savaşları finanse ederek büyük servetler elde etmeleri, silah, önemli medenler,uyuşturucu,petrol,ana gıda maddeleri gibi ürünlerin kontrolünü ellerinde tutmaları.
Ayrıca bu aile dünya Yahudilerinin hamisidir. Siyonizmin ve illuminatinin kurucuları ve destekleyicileridir.

ROTHSCHILDLERİN TARİHİ GELİŞİMİ

Mayer Amschel Rothschild (23 Şubat 174419 Eylül 1812)
Amschel ilk önce haham olarak yetiştirilmiştir. Daha sonra eskicilik ve antikacılık yapmıştır. Daha sonra tefeciliğe başlayan amschel  hesse-castel prensi willıam’ın özel bankeri olmuştur. Prens 1806 yılındaki savaş sonrasında danimarka’ ya kaçmak zorunda kalmış ve amschel’ 3 milyon dolarlık para bırakmıştı saklaması için. B u para devamlı rothschıld ailesinde  kalmıştı. Amschel 5 oğlunu londra ,Paris, fankfurt,Napoli ve viyanaya göndermiş ve bu parayla finanse etmişti. Amschel 1812 yılında ölmeden önce devasa bir servet bırakmıştı. Amschel’den sonra  yerine 3. oğlu nathan geçmişti. Bu ailenin ortak aldığı ve en büyük oğlan olan solomon’un kendi rızasıyla alınan bir karardı.

·  Nathan Mayer Rothschild (1777–1836):
İngilter'ye giden Nathan Mayer, Nathan Mayer von Rothschild, ilk önce Manchester'da tekstil işine girdi ve daha sonra Londra'da N M Rothschild & Sons bankasını kurdu.
‘The Rothschilds’ isimli eserinde John Reeves, “Nathan’ın başarısının en onemli kaynağı operasyonlarını her zaman gizli tutması ve ona samimiyetle inananları her zaman yanlış yonlendirmesidir demektedir. Buna ek olarak bu gizliliğin Rothschıld imparatorluğunun kurulduğu andan şimdiye kadar devam  etmesi söylenebilir.
I arıhci Reeves, Nathan’m Waterloo Savaşı’ndan Londra’ya dönüşünü rafiksel olarak şöyle anlatır:
“Nathan Yahudilere verilen imtiyaz sayesinde savaşa gozlemci olarak katılmıştır. Manş Denizi’ni cok pahalı bir tekne kiralayarak fırtınada gecmiş alelacele Londra’ya ulaşmıştır.  Borsa binasına sırılsıklam ve camur icinde giren Nathan  Ingiltere’nin savaşı kaybettiği soylentisini yayarak elindeki
 tum İngiliz hisseleri satmaya başlamıştır. Borsada herkesin paniğe pılarak hisselerini satması sonucu endeks korkunc derece de duşmuş bu arada Nathan gizli bağlantıları sayesinde  hisseleri taban fiyatlardan toplamaya başlamıştır. Telgaraf telefon, radyonun olmadığı ve ulke sınırlarım gecmenin  Yahudi kuryelere verilmiş bir hak olduğu o gunlerde Ingiltere’nin Waterloo Savaşı’nı kazandığı haberi ancak gunler sonra
 Londra’ya ulaşmıştır. Bu haber Londra Borsası’nı coşturmuş ve bu anı bekleyen Nathan elinde taban fiyatlardan topladığı  tum İngiliz kağıtlarını satmaya başlamıştır. Bu başlangıçtan beri uygulanan bir Rothschild taktiğidir.”
Nathan Rothschild, barışı takiben azalacak devlet borçlanmasının, savaş ertesi yurtiçi ekonomisinin yeniden yapılanmasını sona erdirecek iki yıllık dengelenme sürecinin ardından, İngiliz devlet bonolarında bir fırlama yaratacağını hesapladı. Finansal tarihin en cüretkar hareketlerinden biri olarak kabul edilen bir adımla, Nathan derhal devlet bono piyasasını o zaman için oldukça yüksek görünen bir fiyata satın alıp, iki yıl bekledikten sonra 1817'de piyasalardaki kısa bir fırlamanın tepesinde %40 kâr marjı ile sattı. Rothschild ailesinin elinde bulunan "kaldıraç" amaçlı kullanılacak (leverage) para düşünüldüğünde, bu kârın getirisinin ne kadar büyük olduğu anlaşılabilir.
1818'de Prusya devletine £5 milyon borç ayarladı, ve devlet kredileri için bono çıkarımları bankasının ana konsantrasyonunu oluşturdu. City of London'da öylesine güçlü bir pozisyona erişti ki 1825-6 yıllarına gelindiğinde, İngiltere Bankasına piyasadaki olası bir likidite krizinden etkilenmemesini sağlayacak kadar para sağlayabiliyordu.


baron James Rothschild Dönemi - 1 8 3 6 - 1 8 6 8
Nathan’m 1836 yılında olumunden sonra hanedanda kontrolü Londra teşkilat başkanı olan Nathan’ın en buyuk oğlu  yerine Paris teşkilat başkanı Amschel’in beşinci oğlu james’e gecmiştir. O sırada Lıonel 28 yaşındadır ve amcası solomon’un kızı Carlotta ile evlenmiştir. Solomon o anda ailenin en zengin ve guclu bireyidir. Tum Yahudi tarihi uzmanları
I l lmıel yerine James’in gectiğini kabul ederler ancak bunun nedenini tam acıklayamazlar.
Tarih James hakkında cok az şey soylemekle beraber onun acımasız, soğuk, ketum ve kural tanımayan bir adam olduğu ve ailenin Paris ayağını cok guclendirdiği bilinmektedir. Olduğunde James’in kişisel serveti 200.000.000 dolardan fazladır. Doğal olarak bu ailede servet uzerine hicbir kayıt tutulmadığından veya devletlere bildirim yapılmadığından mal varlıkları uzerine sadece tahminler yapılabilmektedir

Baron Alphonse D. Rothschild Dönemi - 1 8 6 8 –

Cecil Roth’un yazdığı eser Rothschild ailesinin Londra ayağının tarihini 1939 yılma kadar taşımaktadır ancak ailenin Paris ayağı konusuna değinmemektedir. Dolayısı ile Paris hanedanı hakkında bildiklerimiz oldukca sınırlıdır. John Reeves’in 1887 yılında basılan kitabında, “Baron Alphonse D. Rothschild şu anda ailenin reisidir. Baron James’in en buyuk oğlu olan bu adam babasının finansal zekasına sahiptir ve diğer aile bireyleri tarafından en guclu kişi olarak kabul edilmektedir. Alphonse sadece zekası ve yeteneği nedeni ile değil buyuk babası Mayer Amschel’in en buyuk torunu olarak da bulunduğu pozisyonu hak  etmektedir...” demektedir.

Rothschild Ailesi, Avrupa ve Amerika'da tren yollarını finanse etti ve ABD'de isteyenlere borç alma imkanı sağladı. Nathan Mayer'in oğlu Lionel Nathan (1808-79) 1875'te Süveyş Kanalı'nın kontrolünü satın alması için Başbakan Benjamin Disraeli tarafından kullanılmak üzere İngiltere'ye borç verdi. Lionel Nathan İngiliz Meclisi'ne seçilen ilk Yahudiydi ve onun oğlu Nathan Mayer (1840-1915) ilk Baron Rothschild oldu.

Mayer Amschel R.'in soyundan gelenlerin bir kısmı

Baron David René de Rothschild; De Beers'in eski, N.M. Rothschild & Sons'in şuanki Fransız yöneticisi.
Lord Ferdinand von Rothschild (1839–1898)
Lionel De Rothschild (1808–1879)
Rothschild Soy Ağacı (İngilizce)
  • Prenses Agnès de La Tour d'Auvergne-Lauraguais, (d. 1972)
  • Binbaşı Alexander Karet, (1905–1976)
  • Prens Alexandre Louis Philippe Marie Berthier, 4. Wagram Prensi, (1883–1918), 1. Dünya Savaşı'na katılarak öldü.
  • Albert Salomon von Rothschild (1844–1911), Creditanstalt'ta büyük hissesi bulunuyordu.
  • Alfred Charles de Rothschild (20 Temmuz 1842 – 31 Ocak 1918)
  • Alice Charlotte von Rothschild (1847–1922) Kraliçe Viktorya'nın yakın arkadaşı
  • Aline Caroline de Rothschild (1885–1909), Fransa sosyetesi mensubu
  • Lady Aline Caroline Cholmondeley (1916–)
  • Barones Alix Hermine Jeannette Schey de Koromla (1911–1982)
  • Alphonse James de Rothschild (1827–1905)
  • Amschel Mayor James Rothschild (1955–1996, Paris), patron of motor racing
  • Princess Andréa de La Tour d'Auvergne-Lauraguais (ö. Paris 1972)
  • Anthony Gustav de Rothschild (1887–1961), at yetiştiricisi
  • Anthony James de Rothschild (d. 1977)
  • Anselm von Rothschild (1803–1874), Avusturyalı bankacı
  • Anselm Alexander Carl de Rothschild (1835–1854)
  • Sir Anthony de Rothschild, 1st Baronet (1810–1876)
  • Antoine Armand Odélric Marie Henri de Gramont, 13. Gramont Dükü, (1951–)
  • Alain James de Rothschild (1910–1982)
  • Lady Barbara Marie-Louise Constance Berry (d. 1935)
  • Count Armand de Cossé-Brissac (1967–)
  • Miriam Caroline Alexandrine de Rothschild
  • Lord Charles Robert Archibald Grant
  • Ariane de Rothschild
  • Ariella de Rothschild
  • Arthur de Rothschild (1851–1903)
  • Benjamin de Rothschild (born 1963, Paris)
  • Princess Béatrice de Broglie (d. 1913)
  • Béatrice Ephrussi de Rothschild (1864–1934)
  • Bethsabée de Rothschild (1914–1999)
  • Carl Mayer von Rothschild (1788–1855)
  • Cécile Léonie Eugénie Gudule Lucie de Rothschild (1913–)
  • Charlotte de Rothschild
  • Charlotte Henriette de Rothschild (born 1955), Ingiliz Opera sanatçısı
  • Charlotte von Rothschild(1818–84)
  • Count Charles-Emmanuel Lannes de Montebello (d. 1942)
  • Charles Rothschild (1877–1923), banker ve böcekbilimci
  • Charles Gregoire de Rothschild (d. 1944), bankacı
  • Constance Flower, 1st Baroness of Battersea, (1843–1931)
  • David Cholmondeley, 7th Marquess of Cholmondeley (1960–), Lord Great Chamberlain of England
  • David Mayer de Rothschild (d. 1978), Macerasever ve çevreci milyarder Ingiliz
  • David René de Rothschild (d. 1942)
  • Diane Cécile Alice Juliette de Rothschild (1907–)
  • Edmond Adolphe de Rothschild
  • Edouard Etienne de Rothschild, (born 1957)
  • Édouard Alphonse James de Rothschild (1868–1949) finansör ve polo oyuncusu
  • Prince Edouard de La Tour d'Auvergne-Lauraguais, (1949–)
  • Edmond James de Rothschild (1845–1934)
  • Edmund Leopold de Rothschild (1916–2009)
  • Elie de Rothschild (1917–2007)
  • Princess Elisabeth de Broglie (1920–)
  • Elisabeth Clarice de Rothschild (d. 1952)
  • Emma Rothschild (d. 1948)
  • Esther de Rothschild (d. 1979)
  • Evelina de Rothschild(1839–66)
  • Evelyn Achille de Rothschild (1886–1917), Ingiliz ordusu için savaşırken 1. Dünya Savaşı sırasında öldü
  • Sir Evelyn de Rothschild (d. 1931), bankacı
  • Guy de Rothschild (1909–2007)
  • Baron Ferdinand de Rothschild (1839–1898)
  • Hannah Primrose, Countess of Rosebery née Hannah Rothschild (1851–1890)
  • Henry Herbert, 7th Earl of Carnarvon, (1924–2001)
  • Henri James de Rothschild (1872–1946)
  • Henry Herbert, 6th Earl of Carnarvon (1898–1987)
  • Duke Hélie Marie Auguste Jacques Bertrand Philippe, (1943), 10th Duke of Noailles
  • Henriette Rothschild (1791–1866) married Sir Moses Montefiore (1784–1885)
  • Count Henri de Gramont (1909–1994)
  • Hugh Cholmondeley, 6th Marquess of Cholmondeley (1919–90), Lord Great Chamberlain of England
  • Jacob Rothschild, 4th Baron Rothschild, (born 1936), yatırım bankacısı
  • James Armand de Rothschild (1878–1957)
  • James Mayer Rothschild (1792–1868)
  • Lady Lavinia Anne Alix de Rothschild, of the Rothschild and Borghese family
  • Marie-Hélène de Rothschild (1927–94), Fransız sosyete mensubu
  • Mayer Amschel de Rothschild (1818–1874)
  • Neil Primrose, 7th Earl of Rosebery (1929–)
  • Neil James Archibald Primrose (1882–1917), Milletvekili, 1. Dünya Savaşı sırasında öldü
  • Nelly Rachel de Rothschild (d. 1947)
  • Baroness Nica de Koenigswarter (née Baroness Pannonica Rothschild) (1913–1988), bebop ve jazz yazarı
  • Baron Léon Lambert (1929–1987), Belçikalı sanat koleksiyoncusu
  • Leopold de Rothschild (1845–1917)
  • Leopold David de Rothschild (1927–)
  • Leonora de Rothschild (1837–1911)
  • Lionel Nathan Rothschild (1808–1879)
  • Louis Nathaniel de Rothschild (1882–1955)
  • Countess Magdalene-Sophie von Attems, (1927–)
  • Miriam Louisa Rothschild (1908–2005), famous entomologist and zoologist
  • Lionel Walter Rothschild, 2nd Baron Rothschild of the United Kingdom (1868–1937)
  • Nathaniel de Rothschild (1812–1870)
  • Nathan Mayer Rothschild (1777–1836)
  • Nathan Mayer Rothschild, 1st Baron Rothschild of the United Kingdom (1840–1915)
  • Nathaniel Charles Jacob Rothschild, 4th Baron Rothschild of the United Kingdom (born 1936)
  • Nathaniel Robert de Rothschild (1946), French financier
  • Nathaniel Mayer Victor Rothschild, 3rd Baron Rothschild of the United Kingdom (1910–1990)
  • Nathaniel Philip Rothschild (born 1971), a co-chairman of Atticus Capital, a £20 billion hedge fund
  • Nathaniel Anselm von Rothschild (1836–1905), Austrian socialite
  • Sir Philip Sassoon, 3rd Baronet (1888–1939), British First Commissioner of Works and Under-Secretary of State for Air
  • Count Philippe de Nicolay (born 1955), of the House of Nicolay, a great-grandson of Salomon James de Rothschild, he is a director of the Rothschild group.
  • Philippe de Rothschild (1902–1988), vintner
  • Philippine de Rothschild (born 1935), vintner
  • Jacqueline Rebecca Louise de Rothschild, born 6 November 1911, chess and tennis champion
  • Harry Primrose, 6th Earl of Rosebery (1882–1974) Earl of Roseberry
  • Raphael de Rothschild (1976–1997)
  • Salomon James de Rothschild, (1835–1864)
  • Lady Serena Dunn Rothschild, (born 1935)
  • Countess Sophie von Löwenstein-Scharffeneck, (1896–1978)
  • Lady Sybil Grant (1879–1955), British writer
  • Sybil Cholmondeley, Marchioness of Cholmondeley, (1894–1989)
  • Valentine Noémi von Springer, (1886 - 1969)
  • Victor Rothschild, 3rd Baron Rothschild
  • Victoria Katherine Rothschild (1953–)
  • Walter Rothschild, 2nd Baron Rothschild, zoologist
  • Wilhelm Carl von Rothschild
  • Zachary Ryan de Rothschild (d. 1997)
                                                                                                                         HALİT SARI

Kaynaklar:
  1. rothschıld para imparatorluğu-derin Yahudi devleti-destek yayınevi
  2. wikipedi-rotschıld maddesi
hhttp://www.frmtr.com/ekonomi-finans-borsa/1314917-gizli-dunya-devleti-ve-rockefeller-ailesi-ile-rothschild-ailesi.htmlttp://www.frmtr.com/ekonomi-finans-borsa/1314917-gizli-dunya-devleti-ve-rockefeller-ailesi-ile-rothschild-ailesi.html
Sanayileşme

8 Eylül 2012 Cumartesi

ÜLKE VE ŞEHİR ADLARININ KÖKENLERİ

biraz da olsa yabancı dil bilenlerimiz bilir. bazı şehir adları, bazı ülke adları bizde kendi kullanımından farklı kullanılır. mesela bütün dünya london derken biz londra diyoruz. bu değişiklikler nereden kaynaklanıyor şimdiye kadar hiç merak etmediniz mi acaba. gelin beraber araştıralım:

ingiltere ve londra kelimeleri bize italyancadan geçmiş.- tere eki italyancada bizde kullanılan -istan ekiyle aynı manada kullanılıyor. yani ingilizlerin yaşadığı yer anlamında. londra'da ingilizce de kullanıldığı anlamıyla london değilde italyanca'da kullanılan londra şeklinde geçmiş.(1)


"Suriye" adının nereden geldiği tam olarak bilinmemekle birlikte, ismini Asur İmparatorluğu’ndan aldığı ve "Asuriye" adından geldiği düşünülmektedir.
"Lübnan", İbranîce bir isimdir ve "beyaz dağlar" demektir. Lübnan Dağları eteklerindeki karlar 12 ay boyunca erimediği için bu coğrafyaya "Lübnan" denmiştir. 

"Irak" kelimesinin ise Arapça’da "kıyı" ve "alçak ülke" olmak üzere iki ayrı anlamı vardır. Bu ülkeye bu ismin, ikinci anlamından dolayı verildiği ihtimali daha kuvvetlidir. 

"İran", isim olarak "Aryan" isminden gelmedir. "Aryan" ( Arîyan ), yani "Arî ırktan olan","Hind – Avrupa dil âîlesinden gelen milletler" anlamındadır.

 "Pakistan" kelime olarak "temiz insanlar ülkesi" anlamına geliyordu. Aynı zamanda "Pakistan" ismindeki her harf, bir şifreydi. Çünkü her harf, ülkenin bir eyâletini simgeliyordu. Şöyle ki: "PAKİSTAN" ismindeki "P" harfi Pencab eyâletini, "A" harfi Afgan Bölgesi'ni, "K" harfi Keşmir eyâletini, "İ" harfi halkın dini olan âzîz İslâm dinini ( aynı zamanda ülkenin can damarı olan İndus Nehri’ni ), "S" harfi Sind eyâletini, "-tan" eki ise Belucistan eyâletini simgeliyor. Yani "PAKİSTAN", bütün bu isimlerin kısaltılmışı oluyordu: "Pencab + Afganî + Keşmir + İslâm + Sind + belucisTAN = PAKİSTAN".

Hindistanlılar ülkelerine "Bharat" derler. Ancak tüm dünya onlara "Hindistan" ( India, Inde ) diyor. Bu isim, İndus Nehri’nden geliyor.
"İndonesia" ( Endonezya ), Yunanca bir isimdir ve "Hindistan Adaları" demektir.
Japonlar ülkelerine "Nippon" derler. Bu, "güneşin doğduğu ülke" demektir. Kelimenin Çincesi "Japuen" şeklindedir ve dünyaya bu şekliyle yayılır: Japonya.
"Korea" ( Kore ), Kore dilinde "sabahın sessizliği" demektir. Ayrıca bu topraklarda bir zamanlar Koryo İmparatorluğu vardı. "Koryo" sözcüğü "yüksek derecede güzelliklerle dolu ülke" demektir.
Çinliler ülkelerine "Zhông - Hu" derler. Bu isim, "Orta İmparatorluğu" ( Merkez İmparatorluğu ) demektir. Çinliler kendi ülkelerini "dünyanın merkezi" olarak gördükleri için ülkelerine bu adı vermişlerdir. 
 "Rusya" isminde ise çok ilginç bir durum vardır. Eskiden, bu topraklarda yaşayan İsveçliler’e "Rus" denirdi. Yani "Rusya", aslında "İsveçliler’in ülkesi" demektir. 
 "Azerbaycan" adının kaynağı, Farsça’daki "azer" ( ateş ) ve "baykan" ( bekçi ) sözcükleridir; "ateş bekçisi". 
 Rusya, Kafkasya, Türkiye ve Yunanistan, Asya – Avrupa sınırının geçtiği yerlerdir. "Avrupa" ( Europe ), Yunanca’daki "erebos" ( batı ülkesi ) kelimesinden doğmuştur. Anlayacağınız, "Asya" kelimesi Asurca’da "doğu" anlamına gelirken, "Avrupa" kelimesi de Yunanca’da "batı" anlamına geliyor. Yani biz "Asya - Avrupa" dediğimizde, aslında "doğu - batı" diyoruz. 

Arnavutlar ülkelerine "Shkipërie" derler. Bu isim onların dilinde "kartal ülkesi" anlamına gelir. Kırmızı Arnavutluk bayrağının üzerinde de çift başlı siyâh kartal vardır.
"Yugoslavya", bu dilde "Güney Slavya" demektir.
"Bosna - Hersek", ismini başkent Saraybosna’dan geçen "Bosna" Nehri ile "hükümdarlık" anlamına gelen "herzegowina" kelimesinden alır. "Bosnia - Herzegowina", yani "Bosna Hükümdarlığı".
"Polonya" ülkesine adını veren "poleni" kelimesi Slavca’dır ve "köylü" demektir. Leh halkının yaşadığı bu ülkeye eskiden "Lehistan" diyorduk.
Norveçliler ülkelerine "Norge" derler. Bu sözcük, denizcilerin parolasıydı. "Norge" (Norveç ), bu dilde "Kuzeye! Daha kuzeye! Daima kuzeye!" demektir.
"Danimarka", adını Hristiyanlık öncesi kralları olan Dan’ın isminden alıyor. 

Almanlar kendilerine "Deutsch", Almanya’ya da "Deutschland" derler. "Deutsch" ( Alman ) kelimesinin kökeni, Eski Almanca’da "halk" anlamına gelen "diota" sözcüğüdür. Gotça’daki "thiuda" ve Cermence’deki "theude" sözcükleri de aynı anlamda kullanılıyordu.
Bugünkü Avusturya, 800’lü yıllarda Frank İmparatorluğu’nun doğu toprakları olduğu için "Österreich" ( doğu imparatorluğu ) dendi. Büyük Karl, buraya "Ostmark" diyordu. 

Üç resmî dili olan İsviçre’nin Almanca adı "Schweiz", Fransızca adı "Suisse", İtalyanca adı "Svizzera"’dır. Ülke, ismini memleketin ortasındaki "Schwyz" kantonu ve şehrinden alır. Tıpkı Türkler’in Féz şehrinden yola çıkarak bütün Mağrib ülkesine "Fas" dedikleri gibi. İsviçre’nin bir ismi de "Helvestika" olup, ülkenin uluslararası trafik işareti olan "CH", bu Helvestika Konfederasyonu’nun başharfleridir.
"İtalya", ismini Romalılar zamanında yaşayan İtalikler’den alıyor. Eğri yazılan harfler için kullandığımız "italik" sözcüğü buradan geliyor. 

Romalılar, Belçika’da yaşayan Kelt – German halka "Belgae" diyorlardı ve burada "Gallia Belgica" adında bir vilâyet kurmuşlardı. "België" ( Belçika ) adı buradan geliyor.
% 40’ı deniz seviyesinin altında olan Hollanda’nın orijinal adı olan "Nederland", kelime olarak "alçak ülke" anlamına geliyor. Ülkede bir tane bile dağ yoktur, topraklarının çoğu sonradan su üzerine ekilmiş ve bu şekilde ülke büyütülmüştür. Görüldüğü üzere Hollanda ve Irak, "adaş" ülkelerdir, ikisinin de ismi "alçak ülke" demektir. Nederland ( Hollanda ) Flamanca, Irak ( Irak ) ise Arapça. 

İspanya’da bir zamanlar İslam’ın egemen olduğu "Endülüs" coğrafyası, adını burayı 411 yılında işgal eden Vandallar’dan alır. "España" ( İspanya ) ise, Fönce’de "tavşanlar sahili" anlamına gelen "hispania" kelimesinden gelmedir.
"Portugal" ( Portekiz ) isminin nereden geldiği konusunda iki ayrı görüş vardır. Birinci görüşe göre, "Portugal" kelimesi Latince’de "sıcak liman" anlamına geldiği için ülkeye bu isim verilmiştir. Diğer görüşe göre ise, bugünkü Porto şehri yakınlarında bulunan ve Romalılar’dan kalma "Portus" ve "Cale" adlarındaki iki yerleşim biriminin isimlerinin birleşiminden oluşmuştur. 
 Faslılar ülkelerine "Mağrib" derler. Arapça’dır ve "batı" demektir. Yani Fas ve Avrupa "adaştır". 

"Cezayir" adının kökeni, Arapça’da "yarımada" anlamına gelen "cezîre" sözcüğüdür. Görüldüğü gibi Cezayir, ülkemizde, Şırnak vilâyetimizde bulunan Cizre ilçesiyle "adaştır". Mezopotamya’nın Arapça adı da "Cezîre"dir üstelik.
"Tunus", adını ülkenin başkenti olan "Tunis" şehrinden alır.
"Libya" adının kökeni, Eski Mısır dilindeki "lebu" kelimesidir. Mısırlılar, önce batı tarafındaki Berber kavimleri için, sonra da tüm Kuzey Afrika kıyıları için bu ismi kullandılar.
Mısır'ın İslâm öncesi adı "Kemet" idi ve bu isim, "siyâh ülke" anlamına geliyordu. İslâm'dan sonra "Mısır" adı doğdu. Mısır, 640 yılında İslâm'ın egemenliğine girdi. Mısır'ı fetheden Amr ibn-i Âs komutasındaki müslümanlar, bu toprakların derin tarihî ve felsefî köklerine hayran kaldılar. Fethettikleri ülkenin, medeniyetin beşiklerinden biri olduğunu, varsıl bir tarihî geçmişinin ve semiz bir kültür birikiminin bulunduğunu gördüler. Bu yüzden bu topraklara "Misr" ( Mısır ) adını verdiler. Peki neden ? "Mısır" ne demekti, bu sözcük ne anlama geliyordu ? Bu isim, bu ülkeye verilen gerçekten muhteşem bir isimdi. Şöyle ki: "Mısır" adı, üç harften oluşan bir addır. Bunlar, "Mim" ( M ), "Sad" ( S ) ve "Ra" ( R ) harfleridir. Her harf, ülkenin geçirdiği ve ülke halkının yaşadığı bir tarihî süreci anlatır. Mısır halkı, tarihinde çok büyük zorluk ve çileler, çok büyük eziyetler ve meşakkatler yaşadılar. Birinci harf olan "Mim" ( M ) harfi, "meşakkat" içindir; ülkenin tarihindeki birinci süreci ifâde eder. Peki Mısır halkı, bu zorluklara, çilelere, meşakkatlere boyun mu eğdi? Hayır, onlar bu meşakkatlere karşı hep direndiler, sabr ve sebat ettiler. İkinci harf olan "Sad" ( S ) harfi, "sabr" içindir; ülkenin ikinci sürecini ifâde eder. İşte bu sabırlarının, sebat ve dirençlerinin, teslîm olmayışlarının karşılığı olarak Mısır ülkesi medeniyete ve refâha kavuştu. Sabırlarının karşılığını gördüler. Üstün bir medeniyet ve refâh bir toplum kurdular. Üçüncü harf olan "Ra" ( R ) harfi, "refâh" içindir; halkın yaşadığı üçüncü ve son süreci ifâde eder. "M – S – R" ( Mim – Sad – Ra ) harflerinden oluşan "Mısır" adının anlamı işte budur: "Meşakkat – Sabr – Refâh". Bütün dünya aynı şekilde ülkeyi bu mükemmel isimle, "Mısır" ismiyle anarken, hayret vericidir ki, Batılılar ( yani Beyaz Adam ), bu ismi hiçbir zaman kullanmadı. Batılılar, "Mısır" adını kullanmaktan her zaman kaçındılar. Onlar bu ülkeye başka bir isim taktılar ve kendilerini, kendi uydurdukları bu isimle avuttular. İngilizler ve Fransızlar "Egypt", Almanlar "Ägypten", İspanyollar "Egipto" dediler. Diğer bütün Avrupalılar da buna benzer isimler kullandılar. Niye mi? Şunun için: Bildiğiniz gibi Mısır'da hristiyan bir azınlık vardır ve bunlara "kıptî" denir. Batılılar bu hristiyan kıptîler'i her zaman için ülkenin asıl sahipleri olarak görmek istediklerinden ülkeyi bu isimlerle andılar. "Egypt, Ägypten, Egipto" isimlerindeki "-gypt, -gipt", işte bu "kıptî" ( kıptî ) anlamındadır. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için, daha önce bu sitede yayınlanan "Mim – Sad – Ra" adlı yazımıza bakılabilinir )
Yanlış bildiğimiz bir şeyi daha burada zikredelim: Mısır, sadece bir kıt’ânın ülkesi değildir. Mısır hem Afrika, hem de Asya üzerindedir. Çünkü Sina Yarımadası, Asya toprağıdır. Bizim için Trakya neyse, Mısır için Sina odur.

"Amerika", adını İtalyan denizci Amerikue Vespucci’den alır. Bu isim kıt’âya 1507’de verilmiştir.
"Kanada" adı, ya bir Eskimo dili olan İrokuois dilindeki "kanada" ( köy ) sözcüğünden, ya da kızılderili dilindeki "kanatta" ( şapka ) sözcüğünden geliyor. Belki de ikisi de doğrudur. Çünkü Eskimolar için yurt olan bu topraklar, onlar için "köy"dür, köyleridir. Kızılderililer için ise yaşadıkları toprakların en kuzey coğrafyasıdır, yani "şapka"dır. 
 Meksika", adını Aztek Uygarlığı’nı kuran Méxica halkından alır. Bu halk ise bu adını, aynı isimdeki bir gölden alır. Bu göl kenarında yaşayan kavmin adı olan "Méxica", Aztek dilinde "Ay Gölü" demektir. 

"Venezuela", İtalya’nın Venezia ( Venedik ) şehrinin İspanyolca adıdır ve "Küçük Venedik" demektir.
”Kolombiya", adını Christoph Colomb’dan alır. Bu isim ülkeye 1863 yılında verildi. Yani Colomb’dan 400 yıl sonra. 
 "Brasìl" ( Brezilya ), Amazon Ormanları’nda yetişen ve kırmızı renkli olan bir ağacın kızılderili dilindeki adıdır. Bu ağaç, Portekiz koloniciliğinin ilk on yılında, dışarıya götürülen ( "kaçırılan" desek daha doğru olur ) en önemli üründü. Portekizliler bu ülkeyi kastettikleri zaman bunu bu ağacın adını anarak yaptıkları için, ağacın adı, ülkenin adı oldu. 
 "Argentina" ( Arjantin ) adı, beyaz "keşifçilerin" bu ülkeye taktığı Latince bir isimdir ve "gümüş ülke" demektir. Nitekim ülkenin en başta gelen nehirlerinden birinin adı da "Río de la Plata" olup, İspanyolca’da "gümüş nehir" demektir. 

Son olarak Avustralya ( Okyanusya ) kıt’âsındayız. Dünyanın beşinci kıt’âsı olan "Avustralya" kıt’âsına ilk ayak basan Hollandalılar, buraya "Yeni Hollanda" adını verdiler. Sonra bu topraklara Latince’de "keşfedilmemiş güney ülkesi" anlamına gelen "Terra Australis Incognita" adı verildi. 19. yy’da bu isim kısaltılarak "Australia" ( Avustralya ) şekli verildi.
"Yeni Zelanda", adını Hollanda’nın "Zelanda" ( Zeeland ) vilâyetinden alır. Avustralya’ya "Yeni Hollanda" adını veren Hollandalılar, bu ülkeye de "Yeni Zelanda" adını verdiler ve bu isim sonradan değişmedi; öylece kalıp günümüze dek geldi. ( Küçük bir bilgi notu olsun diye söyleyelim: ABD’nin New York kentinin ilk kurulduğunda adı "New Amsterdam", yani "Yeni Amsterdam" idi. Çünkü şehir, Hollanda’nın başkenti Amsterdam örnek alınarak inşâ edilmişti. )(2)


kaynaklar:
1.http://www.dilforum.com/forum/archive/index.php/t-76213.html
2.http://lapsekili.tr.gg/-Ue-lke-adlar%26%23305%3Bn%26%23305%3Bn-k.oe.keni.htm

30 Ağustos 2012 Perşembe

DÜNYANIN EN BÜYÜK İSLAMİ GÜCÜ: RUSYA

Yazı başlığım sizi şaşırtmış olabilir. rusya:islam dengesi sizin zihin dünyanızda saçma karşılanmış olabilir. bu bize sovyetler birliğinden miras kalmış bir düşüncedir. fakat sovyetler biriğinin yıkılmasıyla birlikte birçok devlet ve merkezi devlet olan rusya federasyonu kuruldu. rusya federasyonu homojen yapıya sahip değil . ülke adı üzerinde federasyonla yönetiliyor.83 federal bölge var. ayrıca 21 tanede cumhuriyet var. bunların tamamının kendi yönetimi, bayrağı ve bütçesi var. sadece dış temsillerde rusya federasyonu olarak temsil ediyorlar. bu cumhuriyetlerin tamamına yakını müslüman etnik gruplardan oluşuyor. her ne kadar ülkenin % 79 ' ruslardan oluşsa da ülkede bir çok etnik yapı mevcuttur. şimdi bu yapıya göz atalım.:
Rusya Nüfusu Etnik Grupları (2002) [1]
Rus% 79.83
Tatar% 3.83
Ukraynalı% 2.03
Başkurt% 1.15
Çuvaş% 1.13
Çeçen% 0.94
Ermeni% 0.78
Diğer% 10.31


ülkenin nüfusu 138 milyon. nüfus artış hızı 1.2. ruslar % 79 ile en büyük grubu oluşturuyor. genel nüfusta 110-115 milyon rus nüfus var . bunun dışında nüfusun % 15-20'si müslüman. müslümanların sayısının 20 ila 28 milyon arasında olduğu. nüfus hızı sebebiyle nüfus giderek azalmakta. bunu yanısıra ölüm oranı çok fazla. 1991 yılında nüfus 148 milyona çıkmışken 2012 itibariyle 138 milyona düşmüştür. her ne kadar nüfus çok gibi görünsede toprağa düşen nüfus bakımından düşüktür. ayrıca ülkede rus unsurlar arasında nüfus artış hızı düşmektedir. müslüman unsurlar arasında daha fazladır. rusların askeri gücü ise:
Rusya’nın askeri gücüne ilişkin detaylı bilgiler.
 Nüfus Bilgileri
Toplam Nüfus: 138,739,892
Kullanılabilir İşgücü: 69,117,271
Askerliğe Elverişli İşgücü: 46,812,553
Askerlik Çağındakiler: 1,354,202
Aktif Asker Sayısı: 1,200,000
Yedek Asker Sayısı: 754,000

ruslar soğuk,alkolik ve ana unsur millet oldukları için zor işlerde genelde müslüman gruplar tarafından yapılmaktadır. rus ordusunda da müslüman unsurların sayısı giderek artmaktadır. 2020 yılına kadar rus ordusunun % 40'ı, 2050 yılına kadar da % 56 sı müslüman askerlerden oluşacaktır.

rus devleti de bu gelişmenin farkındadır. kominizm zamanında dinlere  açılan savaş veya çeşitli sebeplerden 50-60 milyon kişinin katledildiği sadece bunun 20-30 milyonunun stalin döneminde öldürülenlerin ekserisi müslüman etnik gruplardır. çeçen savaşı sebebiyle müslümanlara karşı sert bir tutum izlense de gittikçe müslümanları önemseyici politikalar izlenmeye başlanmıştır. özellikle 2000 li yıllar bu konuda altın bir dönem olmuştur. rusya federasyonu islam konferansı örgütüne gözlemci statüyle üye olmuştur. dışişleri bakanı lavrov rusya federasyonu islam dünyasının iyi bir dostu olması yanında önemli bir üyesidir. demişti. moskovada devletinde yardımlarıyla 20000 kişilik bir cami yaptırmıştı. fakat moskova'da  2 milyon müslümana camilerin yetmemesi sebebiyle devletin belirleyeceği 60000 kişilik bir cami yaptırılması kararlaştırıldı.




rus lideri putin tataristan'da 2 metrelik kuranı kerimi ziyaret etmişti. son yıllarda rusyada 20000 rus bilimadamının islama geçtiği vurgulanıyor. hz. allah inşallah hidayet nasip eder diyerek yeni alanya gazetesinde çıkan bir haberle yazımı noktalamak istiyorum:
Süleymanlı Cemaati'nin kanaat önderlerinden olan ve 10 yıldır Moskova'da hizmet veren Alanyalı Hasan Arıkan, 35 milyon Müslüman'ın yaşadığı Rusya'da İslamiyet'in hızla yayıldığını söyledi

MITT Uluslararası Moskova Turizm Fuarı'na katılan Alanya basını, Süleymanlı Cemaati'nin kanaat önderlerinden olan Alanyalı Hasan Arıkan'ı ziyaret etti. Alanya Gazeteciler Cemiyeti (AGC) Başkanı Mehmet Ali Dim, Alanya Postası Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ali Gürses, Yeni Alanya Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ferit Kesen, Doğan Haber Ajansı (DHA) Alanya Büro Şefi Teoman Eriş, ATV Muhabiri Ercan Yıldırım ve Kanal A Muhabiri Mustafa Sucu'yu, Rusya'nın başkenti Moskova'da bulunan Prospekt Mira'daki yurt binasında kabul eden Arıkan, Rusya'da Müslümanlığın hızla yayıldığını belirterek "Rusya çok büyük bir devlet. 150 milyon nüfusu var. Rusya Diyanet İşleri Başkanlığı'nın açıkladığı resmi rakamlara göre Rusya'da 30 milyon Müslüman yaşıyor. Gayriresmi olarak da 35 milyon Müslüman var" dedi. Rusya'nın herkesin dinini özgürce yaşayabildiği büyük bir devlet olduğunu dile getiren Arıkan, 10 yıl önce Rusya'ya gittiğinde iki adet olan yurt sayısının şimdi 54 olduğunu söyledi. Moskova'da 980 kilise bulunduğuna dikkat çeken Arıkan "Cami sayısı ise sadece iki tane. Moskova'da da 2 milyon müslüman yaşıyor. Cami sayısını, yurt sayısını arttırmamız gerekiyor" diye konuştu.
"YURDUMUZDA HOCA OLAN RUSLAR VAR"
Rusya'da İslam dininin büyük bir hızla yayıldığını dile getiren Arıkan, şu bilgileri verdi:
"Rus çocukları bizim kursta okuyorlar. Anası babası geliyor diyor ki, sizde okuyunca daha bir hürmetkar oluyor. O anne ve baba da İslam dinine ayrı bir ilgi duyuyor. Yurdumuzda yetişen ve hoca olan Rus vatandaşları var. Rusya'da, Moskova'da, mükemmel bir ortam var. İnanıyorum ki bizler, iki ülkenin daha da yakınlaşması için önemli bir misyon üstlenmişizdir. Devlet Başkanı Putin, iç siyasete karışmadıktan sonra Müslümanlara büyük ilgi gösteriyor. Rusya'nın Türk Cumhuriyetleri ayrıldıktan sonraki nüfusu 145 milyon. Resmi kaynaklara göre bu nüfusun 30 milyonu, gayri resmi verilere göre ise 35 milyonu Müslüman. Moskova 16 milyon nüfuslu bir metropol. Bunun 2 milyonunun Müslüman nüfus olduğu biliniyor. Onlara din hizmeti veriyoruz. Bu hizmetimize Rusya'daki Türkler büyük destek oldu, Ruslar da ilgi duydu. Moskova'da 2 cami var, 4 kurs var. Öyle zaman oluyor ki bizim camimizde yaklaşık 1000 kişiyle Cuma namazını kılıyoruz. Türkiye'den gelen işadamlarımız bu manzara karşısında gözyaşı döküyorlar ve şükrediyorlar. Ruslar'da İslam Dini'ne ilgi duyuyorlar.
"PUTİN BÜYÜK BİR DEVLET ADAMI"
Putin, gölgesinden korkan bir lider değil. İçişlerine karışmama konusunda kararlı. Ama diğer türlü, Türkmen olsun, Tatar olsun, Azeri olsun, herkesin dinini öğrenmesine müsaade ediyor ve bu konuda bölge müftülerine destek oluyor. Müslüman halk orada İslam kimliğinden vazgeçmemiş. Çocuklarını okutmaya çalışıyorlar, biz de onlara yardımcı oluyoruz. Putin'den de destek görüyoruz. Çünkü, Putin büyük devlet adamı, din özgürlüğü verdiği gibi içişlerine karışılmadığı müddetçe isteyenin istediği gibi ibadetini yapabilmesi için de her türlü desteği veriyor.
"RUS İSTİHBARATI ÇOK GÜÇLÜ"
Rusya'da istihbarat çok güçlü. Bir kaç kez geldiler. Ben kendilerine İslam dininin müdahaleci olmadığını ve Kuran'da sizin dininiz sizin, bizim dinimiz bizim diye ayet olduğunu ifade ettim. İkna oldular. Bakıyorlar, inceliyorlar ve karar veriyorlar. Türkiye'ye gelmeden önce Vlademir'de mescit açılışına gittim. Büyük bir vilayet ve merkez. Moskova'ya 500 kilometre mesafede. Müslüman halk var. Vali hazırlık yapmış. Müftüler dini elbiseleriyle gelmiş. Cüppelerinde de lale var. Ben de merak etmiştim lalenin niçin seçildiğini. EBCED hesabıyla Allah anlamına geliyor. Laleyi sembol olarak kullanmışlar. Hepsinin yakalarında var. Vali bizi şehir dışında karşıladı. Valinin yanında Emniyet Müdürü, Belediye Başkanı var. Orada gelen misafirlere tepside ekmek ve tuz tutuyorlar, adetleriymiş. Mescit yapılmış ve hazırlanmış. Minarenin başına âlem konulacak. Başına hilal konulmuş. Bütün dünyada İslamiyet'i temsil eder Hilal. Bunu minarenin başına oturtmak için vinç getirmişler. Bu hilal minarenin tepesindeki yerine oturtulduğunda inanın duygulandım ve ağladım. Kurban kestiler. Papaz 2 yıldır mescidin açılmasına karşı çıkıyordu, Müslümanlara zorluk çıkarmış. Ancak Putin burada da tavrını koymuş ve açtırmış.
"DİN ADAMLARINA İHTİYACIMIZ VAR"
Rusya'da en çok din adamlarına ihtiyacımız var. İslama karşı büyük ilgi var. Bazı Rus vatandaşlar hatta Kaymakamlar da dinimizi öğrenmek istiyor. Tataristan'da Bolgar denen büyük bir kent var. Orada her yıl İslam'ın kabul edilmesi sebebiyle şükran günü yapılıyor. Tüm Kafkaslardan ve Rusya'dan Müslümanlar toplanıyor. Sakal-ı Şerif getiriliyor ve onun altında 10 binlerce kişi toplanıyor ve 1 saat süren şükran duası yapılıyor. Namaz kılınıyor, yemekler yeniyor. Çok feyizli ve güzel bir gün oluyor. Rusya müspet ilime destek veriyor. Putin yönetiminin şu ana kadar İslam'a yönelik bir baskısı söz konusu değil. Bolgar nükleer denizaltıların bulunduğu bir kent. Yeni yeni halka açılıyor. Böyle bir kentte, şükran günü tertip ettik. Çok şükür.
"HİZMETLERİMİZE DEVAM EDİYORUZ"
Müslümanlar, tarihlerinde kimseye baskı yapmadılar. İslam'da zorlama yoktur. Dinde zorlama yoktur. Tebliğ var. Anlatacaksın. İster kabul eder, ister etmez. Biz bununla görevliyiz. Akıl ve mantık dinidir İslamiyet. Avrupa'da düşünen insanlar Müslüman oluyor, Tataristan ve Rusya Müslümanları kendi arzularıyla dinimizi seçtiler. Rusya da bizi hoşgörüyle karşıladı.
HASAN ARIKAN KİMDİR?
1937 yılında Alanya'da doğan Hasan Arıkan, İnşaat Yüksek Mühendisi ve eski meclis üyelerinden Hilmi Arıkan ile Latif Arıkan'ın abileri. Hasan Arıkan, ilk ve orta tahsilini İstanbul'da tamamladıktan sonra uzun yıllar ülkemize din adamı olarak hizmet etti. Görev yaptığı illerde ve beldelerde binlerce talebe yetiştirdi, aynı zamanda dini eserler yazdı ve bu görevine halen Moskova'da devam ediyor. Doğu Karadeniz ve özellikle Trabzon ile Erzurum'da da 23 yıl boyunca vaizlik ve din hizmetleri verdi. Süleymanlı Cemaati'nin kanaat önderlerinden biri haline gelen Hasan Arıkan, 10 yıllık görevi süresince Rusya'daki yurt sayısını 4'den 56'ya çıkarak hizmetlerini sürdürüyor. 
                                                                                                                             HALİT SARI
kaynaklar:
1.vikipedi-rusya maddesi
2. rusyanın askerigücü.com
3 yenialanya.com



24 Ağustos 2012 Cuma

KABE İLK NE ZAMAN YAPILDI? KABENİN TARİHÇESİ VE SIRLARI

“Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah’ın temellerini yükseltiyor. (şöyle diyorlardı) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur: Şüphesiz sen işitensin, bilensin”. (Bakara Suresi – Ayet: 127)
Kabenin yapılışı hakkındaki rivayetlere göre, Hz.Adem ile Havva cennetten çıkarıldıkları vakit yeryüzünde Arafat’ta buluşurlar, beraberce batıya doğru yürürler.Kabenin bulunduğu yere gelirler. Bu esnada Hz.Adem, bu buluşmaya şükür olmak üzere Rabbine ibadet etmek ister ve cennette iken, etrafında tavaf ederek ibadet ettiği nurdan sütunun tekrar kendisine verilmesini diler. İşte o nurdan sütun orada tecelli eder ve Hz.Adem, onun etrafında tavaf ederek Allah’a ibadet eder. Bu nurdan sütun Hz.Şit zamanında kaybolur, yerine bir taş kalır. Bunun üzerine Hz.Şit, onun yerine taştan onun gibi dört köşe bir bina yapar ve o siyah taşı binanın bir köşesine yerleştirir. İşte bugün Hacerül Esved diye bilinen siyah taş odur. Sonra Nuh tufanında bina kumlar altında uzunca bir süre gizli kalır.

Hz.İbrahim Allah’ın emri ile Kabe’nin bulunduğu yere gider. Oğlu İsmail, annesi ile birlikte orada iskan eder. Sonra İsmail ile beraber Kabe’nin yerini kazar. Hz.Şit tarafından yapılan binanın temellerini bulur ve o temellerin üzerine bugün mevcut olan Kabe’yi inşa eder. Ayette “Beytullah’ın temellerini yükseltiyor” cümlesi bunu ifade eder.”
“İnsanın ilk evi” şeklinde adlandırılan ve her gün yüz milyonlarca Müslüman’ın, o yöne dönerek ibadet ettikleri Kabe’nin ne zaman ve kim tarafından yapıldığı bilinmiyor, öte yandan Kabe’nin Hz. İbrahim tarafından ikinci kez inşa edilmesi sırasında bazı esrarengiz olayların yaşandığı belirtiliyor.
DÜNYADA YAŞAYAN ve çeşitli dinlere mensup insanların farklı farklı ibadet şekilleri vardır. Her inanç sahibi, kendi dininin gerek­tirdiği şekilde her gün ibadetini sürdürür. Kabe, Müslümanların ibadetinde çok önemli bir yer tutar. Her gün dünya üzerinde yaşayan milyonlarca Müslüman, nerede olurlarsa olsunlar, Kabe’nin bulunduğu yönü hedef alıp, o yöne doğru namaz kılarlar.
Kabe’nin yerini arıyor
Birçok kaynağın bildirdiğine göre, Kabe’nin bu günkü duruma gelişi, Hz. İbrahim’in zama­nına değin uzanır. İslam metinlerinde Allah’ın Hz. İbrahim’i Kabe’yi inşa etmekle görevlendirerek Mekke’ye gönderdiği yazılı­dır. Bununla birlikte, Kabe’nin Hz. İbrahim’ den çok çok daha eski dönemlere uzanan bir geçmişi olduğu da söyleniyor. Çünkü Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa etmek için Mekke’ye geldiği sırada, “Kabe’nin yerini aradığından” söz ediliyor. İnanışa göre Kabe çok önceleride vardı. Fakat Nuh Tufanı sırasında yıkıla­rak kayboldu. İşte Hz. İbrahim de Kabe’nin özgün yerini bulmak ve onu yeniden inşa etmekle görevlendirilmişti.
Dünyadan 1000 yıl önce yaratıldı
İslam bilginleri arasındaki yaygın inanca göre, “Allah gökleri ve yeri yaratmadan 40 yıl ince, Kabe su üzerinde bir köpük halinde bulunuyordu.” Yeryüzü o köpükten döşenmiştir. Dolayısıyla Kabe, kâinatın mayasını oluşturmaktadır. Bir başka söylentiye göre de Allah yeryüzüne ait hiçbir şey yaratmadan 1000 yıl önce Kabe’nin yerini yaratmıştı. Aynı inanışa göre Kabe’nin temelleri yerin yedi kat altına kadar uzanır.
İlk tavaf ne zaman oldu?
Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin’in oğlu Muhammed, babası ile bir adamın arasında geçen ilginç bir konuşmaya tanık olduğundan söz eder. “Babam ile beraber Mekke’de Mes­cidi Haram’daydik. Babam Kabe’yi tavaf ediyordu, ben de onun arkasından gidiyordum. Birden babamın yanına bir adam yaklaştı ve şöyle dedi: ‘Ey Resulullah’ın oğlu! Sana bir şey sormak istiyorum’. Babam ise tavaf bitin­ceye kadar adamla konuşmadı. Daha sonra babam tavafını bitirdi ve Kabe’nin oluğunun (mizab) altında durdu. O adam tekrar geldi ve babama şunu sordu: ‘Kabe’yi tavafın başlangı­cını soruyorum. Tavaf ne zaman, nasıl ve niçin yapılmıştır?’ Şam yöresinden geldiğini öğrendi­ğim bu adama babam şunları anlattı:”
 “Yeryüzüne bir halife göndereceğim”
“Şam’lı kardeş, şimdi sana söyleyeceklerimi iyi ezberle ve doğru olarak anlat. Kabe’yi tavafın başlangıcı şöyledir: Allah meleklere, ‘Ben yer­yüzüne bir halife göndereceğim’ dediği zaman melekler ona, ‘Ey bizim Rabbimiz! Halife, yer­yüzünü fesada uğratacak, orada kanlar akıta­cak, düşmanlıkta bulanacak, suç ve cinayet işleyecek kimselerden, yani bizden başkasın­dan mı tayin olunacak? Rabbimiz, o halifeyi bizim aramızdan seç’ şeklinde ısrar ettiler. Allah ise şöyle dedi: ‘Ben şüphesiz sizin bilme­diklerinizi de bilirim.’ “
Gökteki beyt
“Melekler bunun üzerine Rab’larına karşı yap­tıkları bu itirazdan ötürü, O’nun gazabını anlayarak Arş’a sığındılar. Başlarını yukarıya kaldırarak Allah’a yalvarmaya başladılar. Bu şekilde hiç durmadan saatlerce arşı tavaf etti­ler. Bu hareketlerinden ötürü Allah meleklere acıdı. Bundan sonra da Allah arşın altında dört direkli bir ‘Beyt’ (ev) koydu. Bu Beyt’in direkle­rini kırmızı yakuttan süsledi ve ona Beyt’üd Darrah adını verdi. Sonra da meleklere şöyle dedi: “Arşı tavaf etmeyi bırakın da bu Beyt’i dolaşın.’ Bunun üzerine melekler bu gökteki Beyt’in çev­resinde tavafa başladılar. (Bazı araştırmacılar Darrah’ın, gökte tam Kabe’nin hizasında bulunduğunu ve buna da Beyt’ül-Mamur denildiğini öne sürüyorlar).
Melekler Kabe’nin temelini kazıyorlar
Yine bir diğer İslam inancına göre, Âdem, cennetten yeryüzüne indirildiğinde, Allah onu teselli etmek için melekler aracılığıyla yeryüzüne bir beyt indirmişti. Melekler yeryü­züne inip Kabe için yedinci kata kadar varan bir temel kazdılar. Temele ancak otuz kişinin kaldırabileceği büyüklükte taşlar yerleştirdi­ler. Âdem de bu sağlam temelin üzerine cen­netten indirilen beyti yerleştirdi. Ve onun çevresinde ilk tavaf eden kişi oldu.
Tufan’da kayboldu
Nuh Tufanı’nda ise Kabe’nin yeri kayboldu. Tufan’dan, Hz. İbrahim’in zamanına kadar yeri de belirsiz kaldı. Sadece Kabe’nin bulun­duğu alan biliniyordu. Bu yer de kırmızı top­raklı ve sel sularının ulaşamayacağı kadar tümsek bir tepe durumundaydı. Yeri kesin olarak belli olmamakla birlikte, insanlar tara­fından Kabe’nin yerinin bu bölgede olduğu biliniyordu ve tıpkı bugün olduğu gibi o zaman da yeryüzünün çeşitli yerlerinden insanlar Kabe’nin bulunduğu bölgeye gelip dua ederlerdi, ibadet ederlerdi.
Esrarengiz bulut
Bu durum Hz. İbrahim’in Allah tarafından Kabe’nin yeniden inşa edilmesiyle görevlen­dirildiği zamana kadar sürdü. Bu konuya iliş­kin kaynaklardaki bilgilere göre Kabe’nin Hz. İbrahim tarafından inşasında birtakım esrarengiz olaylar oldu. Sözgelimi Hz. İbra­him, Kabe’yi inşa etmek için Mekke’ye geldi­ğinde, yanında bir melek ve ‘Sekine’ adı verilen bir “şey” vardı. Sekine’nin ne olduğu konusunda çelişkili ve farklı bilgiler öne sürü­lüyor. Kimilerine göre, Sekine iki kanadı ve kedi başı gibi bir başı olan ve çok hızlı uçan bir “kuş” idi. Kimilerine göre ise Sekine’nin insan yüzüne benzeyen bir yüzü vardı ve bir tür inilti sesi çıkarırdı. Daha başkaları ise Sekine’nin hoş bir rüzgâr olduğunu öne sürüyorlar.
 Mekke Kabe gece görünümü
Müslüman hacıların Kabe’ de tavaf ettikleri sırada çekilen bir gece fotoğrafı, islami inanışa göre ilk tavaf Âdem Peygamberden önce melekler tarafından yapıldı. Meleklerin gökte tavaf ettikleri yer, tam bugünkü Kabe’nin bulunduğu yerin üstündeydi
Bulut yere iniyor
Hz. İbrahim, bugünkü Kabe’nin bulunduğu yere gelince Sekine, ona, “Burada dur!” dedi. Kabe’nin yeri bu şekilde belirlendikten sonra Sekine, içinde baş şekli bulunan bir bulut biçi­minde yere indi. Bulut ona Kabe’nin inşa edi­leceği yer üzerinde görünerek şöyle dedi: “Ey İbrahim! Rabbin sana bu bulutun altında ve onun ölçüsünde bir temel kazmanı emrediyor.” Hz. İbrahim de bulutun gösterdiği ölçülerde yeri kazmaya başladı. Oğlu Hz. İsmail de ona yardım ediyordu. Bir süre sonra Kabe’nin Adem tarafından inşa edildiği zamanki ilk temeline ulaştılar. Bundan sonra meleklerin de yardımıyla Kabe inşa edilmeye başlandı. Kabe’nin inşasında kullanılan taşların, Sina, Lübnan, Hira, Zeytinlik ve Cudi dağlarından getirildiği söyleniyor.
http://www.mavidamlaturizm.com/ziyaret/mekke/kabeyeni.jpg
Kabe’nin kapısının üzerindeki siyah örtü hac mevsiminde kaldırılır. Kapıya el sürmek hacıların yerine getirmesi gereken bir davranış olarak kabul ediliyor
Levite olan taş
Kabe’nin yüksekliği yerden bir adam boyu olunca bulut birden kayboldu. Bundan sonra Kabe’nin duvarları inşa edilmeye başlandı. Hz. İsmail taş taşıyor, yaşlı babası Hz. İbra­him de duvar örüyordu. Fakat binanın duvar­ları yükselip de insan boyunu aşınca Hz. İsmail özel bir taş getirdi. Bu taş denildiğine göre yere temas etmiyordu ve Hz. İbrahim’in ihtiyacına göre alçalıp, yükseliyordu. Kabe’ nin duvarı Hacer-ül Esved taşının bulunduğu yere gelince Hz. İbrahim oğluna şöyle dedi: “Bana öyle bir taş getir ki, onu bu köşeye koyayım.” Bunun üzerine Hz. İsmail, babası­nın istediği taşı bulmak için çevrede dağlara çıktı. O sırada kırşısına Cebrail çıktı ve ona Hacer-ül Esved taşını verdi. Taş böylece bugünkü yerine yerleştirildi.
İnsanlar kirletmeseydi, şifa verecekti
Hz. Muhammed’in ise Hacer-ül Esved ile ilgili olarak şöyle dediği söyleniyor: “Bu taş eğer cahiliye devrinin pislikleri ve kirleri ile kirletil­miş olmasaydı onunla her türlü hastalık, veba ve musibetten kurtulmak için Allah’tan şifa istenirdi. Allah elbette bir gün onu ilk yarattığı şekle döndürecektir. O, cennet yakutlarından beyaz bir yakut idi, fakat, Allah onu, kötülerin günahlarından ötürü değiştirip, ziynetini zalim ve günahkârlardan gizledi. Çünkü onlar, cen­netten çıkma bir şey bakmaya layık değillerdir.”

Cennetten getirildiğine inanılan Hacer-ül Esved taşı, Hz. Muhammed’e göre bu kara taş önceleri bembeyazdı, insanların günahları onu kararttı.
“Hacer-ül Esved cennete dönecektir”
Hz. Muhammed’in Hacer-ül Esved ile ilgili diğer sözleri de şöyle: “Hacer-ül Esved cennet taşlarından bir taştır. Eğer ona kirli eller dokunmasaydı, şimdi aynen indiği şekilde kala­caktı… Hacer-ül Esved Allah’ın yeryüzündeki sağ elidir. Allah onun vasıtasıyla kulları ile tokalaşır… Cebrail, Hacer-ül Esved’i cennetten getirdi ve onu gördüğünüz yere yerleştirdi. O sizin desteğinizdir. O durdukça siz iyilik üze­rinde kalırsınız. Ona gücünüz yettiği kadar yapışın. Çünkü şüphe yoktur ki, Cebrail bir gün gelip onu getirdiği yere götürecektir… Hacer-ül Esved cennet yakutlarından bir yakuttur. Dönüp gideceği yer de yine cennettir.”
İbni Abbas ise şöyle diyor: “Yeryüzünde cennete ait sadece iki varlık vardır. Bunlardan biri Hacer-ül Esved, diğeri ise Makamı ibrahim’dir. Eğer bunlara müşriklerin elleri dokunmamış olsaydı, onlara dokunan kimse­lere Allah şifa verecektir.”
Dünyaya ait değil
Hacer-ül Esved taşı, Kabe’nin doğu köşe­sinde, kapıya yakın bir yerde ve yerden 1,5 metre yükseklikte yer alır. Bu taş, 30 cm çapında, yumurta biçiminde, hafif sarı ve kır­mızı damarlı bir taştır. Bilim adamları Hacer-ül Esved’in yüzyıllardır çeşitli etkilerle karşı karşıya kalmasından ötürü, onun yapısını anlamanın son derece güç olduğunu söylü­yorlar. Ayrıca bu taşın yeryüzünde kendi türünde “tek” olduğunu öne sürenler de var. Bazı araştırmacılar da Hacer-ül Esved’in dün­yaya ait bir taş olmadığını, başka bir dünya­dan getirilmiş olabileceğini belirtiyorlar.
http://insanveevren.files.wordpress.com/2011/04/kabe.jpg?w=600
Kabe ve 19 sayısı
Öte yandan, gizemli 19 sayısının Kabe ve çev­resinde de ortaya çıktığı görülüyor. Derinle­mesine olmamakla birlikte, yapılan küçük bir inceleme, şu sonuçlan ortaya koydu: Kabe’ nin de içinde bulunduğu Mescid-ül-Haram’ın kapılarının sayısı 19′dur. Hacer-ül Esved ile Makamı İbrahim’in arasındaki uzaklık 19 metredir. Kabe’nin içerisinde bulunan levha­ların toplam adedi 38′dir (2X19). Bu levhalar­dan yine 19 tanesi yeşil renktedir. Kabe’nin güney köşesi (Rükn-ül-Yemani) ile doğu köşesi (Rükn-ül Esved – Hacer-ül Esved’in bulunduğu köşe) arasında 19 taş vardır.
Ruhsal enerji merkezleri
Yazılı tarihin bilgilerine göre Kabe’nin ne zaman, hangi uygarlık zamanında, nasıl ve niçin yapıldığına ilişkin hiçbir bilgi yok. Bazı gizemciler Kabe’nin, yeryüzünün en büyük ve en güçlü ruhsal enerji merkezi olduğunu belir­tiyorlar. Onlara göre yeryüzünün çeşitli yöre­lerine dağılmış durumda bulunan psişik enerji santralları var. Esrarengiz yeraltı ülkesi Agarta, Paskalya Adası’ndaki dev heykeller, İngiltere’deki Stonehenge megalitleri, ve Piramitler bunlardan sadece birkaçı. Öte yandan, bilindiği gibi ley araştırmacıları da bu söz konusu noktalarda, “ley enerjisi” adını verdikleri fakat içeriği tam olarak bilinmeyen bir enerjinin akıştığından söz ediyorlar.
Eski insanlar ve enerjinin odaklandığı noktaları şu ya da bu şekilde biliyorlardı ve bu odak noktalarına çeşitli yapılar kurmuşlardı. Tarihin çeşitli dönemlerinde insanların bura­larda dinsel törenler düzenledikleri biliniyor.

Hacıların Safa ve Merve arasında yapmaları gereken yürüyüşten bir görünüş
Hatta Druid rahiplerinin izleyicileri günü­müzde bile, yılda bir kez Stonehenge megalitleri çevresinde toplanıp dinsel tören yapıyorlar. Fakat kuşkusuz tüm bu enerji merkezleri artık, o ilk etkinliklerini kaybet­mişe benziyorlar.
Kabe’nin, Hacer-üI Esved ve Makamı İbrahim’in İçinde yer aldığı Mescid-ül Haram. Mescid-ül Haramın 19 kapısı var. Ayrıca Hacer-ül Esved ile Makamı İbrahim arasındaki uzaklığın da 19 metre olduğu belirtiliyor.
Kozmik enerjileri topluyor
Eğer gerçekten Kabe denildiği gibi bir ruhsal enerji merkezi ise, etkinliğini hâlâ tüm canlılı­ğıyla sürdürüyor demektir. Kabe’nin, birta­kım kozmik enerjileri bünyesinde toplayarak yeryüzüne dağıttığı, böylece bir tür transfor­matör işlevi gördüğü söyleniyor. Bunun sonucunda da her gün milyonlarca Müslü­man, Kabe yönüne dönerek oradan yayılan psişik enerji ile uyuma geçiyorlar. Ayrıca, namaz sırasında yapılan hareketler de bu enerjinin, insanın ruhsal ve fiziksel varlığının tüm unsurlarına nüfuz etmesini sağlıyor. Kabe’de tavaf yapıldığı zaman ise, yani enerji­nin odak noktasının çevresinde dönüldüğü zaman bu psişik enerji ile en üst düzeyde bağlantı kurulduğu an oluyor. Nitekim insanların tavaf sırasında birtakım normalötesi olaylar yaşadıkları söyleniyor. Bunların arasında zaman kaymaları, ışınlama olayları, apor olayları, çeşitli ruhsal görüntüler var. Hatta tavaf sırasında gökte uçandaire gördüğünü söyleyenler bile var.

Şeytan taşlama yeri. İslam inanışa göre Hz. ibrahim, oğlu İsmail’i Allah’a kurban etmek istedi. Denildiğine göre Hz. ibrahim’i böyle yapmaya zorlayan şeytan oldu. Hz. İbrahim önce buna karşı çıktı ve Şeytan ile aralarında bir mücadele başladı. Şeytan, Hz. ibrahim’ e taşlar atmaya başladı. Bu olayın geçtiği yer olduğuna İnanılan noktaya sonraları fotoğrafta görülen sütun dikildi. Bu sütuna taş atılarak şeytan’ın kovulacağına inanılıyor .
Kıyamet günü tanıklık yapacak
Hacer-ül Esved taşının ise Dünyadışı bir kökeni olduğu öne sürülüyor. Ayrıca Hacer-ül Esved’in, öyle sadece basit bir taş olmanın ötesinde evrensel düzeyde bir işlevi olduğu belirtiliyor. Bu işlevin ise Dünyadışı zekâlarla bağlantılı bir tür kozmik bilgisayar olabile­ceği düşünülüyor. Nitekim, bazı gizemciler, Hz. Muhammed’in şu sözünün, ancak bu şekilde bir anlam kazanabileceğini vurgulu­yorlar: “Şüphesiz, Allah bu taşı, göreceği iki gözü ve kendisini öpenlere şahitlik yapacağı bir dili ile kıyamet gününde insanlar için konuşturacaktır.”
ALINTIDIR:http://insanveevren.wordpress.com/2011/04/25/kabe-ilk-ne-zaman-yapildi-nasil-yapildi-kabenin-tarihcesi/